Kimine Göre Başyapıt Kimine Göre Utanç Tablosu: Michalengelo’nun Son Yargı Freski

Kıyamet günü ya da Son Yargı, Michelangelo tarafından yapılan Sistine Şapeli’nin en göz alıcı eseri. Göz alıcı olmasının yanı sıra aynı zamanda tüm zamanların en tartışmalı eserlerinden de biri. İşte bu yüzden ‘Kıyamet Günü’ yani ‘Son Yargı’ kimilerine göre eşsiz bir başyapıtken, kimilerine göre berbat bir eser. Vatikan’ın gözdesi olan eser, neden bu kadar tarışmalı, gelin bu eserin derinliklerine beraber inelim.

Kaynak: https://twitter.com/culturaltutor/sta…

Karşınızda Michelangelo tarafından yaklaşık 500 yıl önce yapılmış olan “Son Yargı” tablosu.

‘Kıyamet Günü’ ya da ‘Son Yargı’, Michelangelo tarafından yaklaşık 500 yıl önce, Vatikan’daki Sistine Şapeli’ne yapılmış bir fresktir.

Aynı zamanda da tüm zamanların en tartışmalı (ve sansürlenmiş) tablolarından biridir.

Kimisi ona başyapıt diyor, kimisi berbat diyor. Hatta bazıları öylesine nefret etmiş ki bu eserden, onu yok etmeye bile çalışmış…

Michelangelo’nun tam bir sanat dehasıydı. Harika bir ressam, şair ve mimar… Öyle bir dehaydı ki, onun “çok iyi” yapamayacağı hiçbir şey yoktu sanki…

475’te Floransa Cumhuriyeti’nde doğan Michelangelo, kısa sürede bir sanat dehası olarak görülmeye başlandı. Pieta’yı yaptığında ise sadece 24 yaşındaydı…

Ama aynı zamanda bir ressam, şair ve mimardı.

Roma’daki Sistine Şapeli, adını aldığı Papa IV. Sixtus tarafından 1480’lerde inşa edilmişti.

1508’de Papa II. Julius Michelangelo’dan şapelin tavanını boyamasını istedi.

Tavanı boyaması, Michelangelo’nun tam dört yılını aldı ama buna değdi. Çünkü sonuç olarak dünyanın en ünlü sanat eserlerinden biri oldu.

1533’te Papa VII., Michelangelo’dan Sistine Şapeli’ne dönmesini ve sunağının arkasındaki duvarı boyamasını istedi. Yani İncil’de kehanet edildiği gibi Son Yargı’nın bir tasvirini istedi.

Clement öldü ama halefi Papa III.Paul, Michelangelo’dan bu projeyi bitirmesini istedi.

Michelangelo bu iş için belirli koşullar üzerinde anlaştı. Örneğin, şapel duvarını hafif bir eğimle yeniden inşa ettirdi, böylece insanlara daha iyi bir görüş sağladı.

Bu 1535’teydi; eser 1541’e kadar tamamlanmadı.

Sonuç, Michelangelo’nun yirmi yıl önce resmettiğinden çok daha yoğun, şiddetli ve fırtınalıydı. Peki neden?

Çünkü Michelangelo, ‘Kıyamet Günü’nü dünyanın belki de sona eriyormuş gibi hissettiği bir zamanda resmediyordu.

Michelangelo’nun tarzı, genellikle Rönesans’ın önemli sanatçılarından biri olan Raphael ile karşılaştırılırdı.

Raphael zarif ve uyumlu bir tarza sahipken, Michelangelo çalkantılı, güçlü, uygunsuz ve şiddetli olabiliyordu.

Peki Michelangelo’nun ‘Kıyamet Günü’ neden bu kadar tartışmalıydı?

Bu gördüğünüz, Kıyamet Günü’nün 1431’de Fra Angelico tarafından yapılan daha geleneksel bir tasviri.

Görsel netliğine dikkat edin: İsa ortada, azizler ve meleklerle çevrili, solunda lanetliler ve sağında kurtulmuşlar. Her şey çok net.

Bu da Kuzey Avrupa’dan, Hans Memling’in ‘Kıyamet Günü’ (Son Yargı) tablosu. Bu da mutlak bir netliğe sahip bir eser.

Michelangelo’nun versiyonu, bunlarla kıyaslandığında, oldukça karmaşık ve anlaşılması zor.

Michelangelo, ‘Kıyamet Günü’nün İncil’deki açıklamasından saparak, birkaç önemli yönden farklılık yarattı.

Örneğin, İsa’yı bir tahtta otururken resmetmedi, melekler de kutsal kitapta anlatıldığı gibi düzenlenmedi.

Yunan efsanesindeki Charon gibi klasik mitolojiden figürlerin dahil edilmesi de tartışma yarattı.

Burada, Dante’nin Cehennem’ine gönderme yapıyor.

Yine de Michelango, en sevdiği şair olan Dante’den bu konuda tamamen etkilenmedi.

Fra Angelico ve Memling, Cehennem’i grotesk ve fantastik bir ateş ve işkence alanı olarak tasvir ederken, Michelangelo lanetlenmişlerin duygusal durumuna daha fazla vurgu yapıyor.

Son Yargı aynı zamanda Michelangelo’nun erkek formuna olan hayranlığının apaçık sergilendiği bir eser.

İsa, yüzyıllardır bu şekilde sakalsız olarak tasvir edilmemişti.

Bu oldukça alışılmışın dışındaydı.

Son Yargı daha tam olarak tamamlanmadan bile oldukça tartışmalı bir eserdi.

Michelangelo uzun yıllar boyunca, Antik Yunan ve Roma’nın klasik heykellerinin etkisi altında kalmıştı (1504’teki Davut’unu hatırlarsanız hak vereceksiniz).

Ancak bu eski heykelin 1506’da Roma’da yeniden gündeme gelmesi, daha çarpık ve şiddetli bir üslubu kışkırttı. Ve bunun etkilerini de  Kıyamet Günü’nde açıkça görebiliyoruz.

Kutsal metinlerden ayrılması, karmaşık kompozisyonu, şiddetli bir şekilde bükülmüş vücut bolluğu… Bu bazıları için, özellikle de Sistine Şapeli gibi kutsal bir yerde çok fazlaydı…

İşte bu sebeplerden, *bitmeden önce* bile Son Yargı tartışmalıydı.

Michelangelo’nun çalışmalarını eleştiren Biagio da Cesena’nın gizli tasviri. Burada Michelangelo’nun acımasız ve uzlaşmaz kişiliğini tam olarak görebiliyoruz.

Aynı zamanda burada yine Dante’ye (Minos’un yeraltı dünyasının yargıcı olduğu Dante’ye) bir gönderme görüyoruz.

En büyük tartışma aslında Sistine Şapeli’nin duvarının çıplaklıkla dolu olmasıydı. Öyle ki Michelangelo’nun arkadaşı Pietro Aretino bile, bu eseri gördükçe utandığını ifade etmişti.

Katolik Kilisesi’nin Reform’a tepkisine rehberlik etmek için 1545’te Trent Konseyi kuruldu. Sanat bu dönemde her zamankinden daha önemliydi, en azından Reformcuların çoğu onu çok eleştirdiği için.

Michelangelo’nun öldüğü yıl, eski öğrencisi Daniele da Volterra, çıplak figürlerin üzerini boyaması için tutuldu.

Michelangelo’nun kutsal kaynaklara dayanmayan, kafa karıştırıcı bir şekilde düzenlenmiş üç yüz çıplak vücuttan oluşan bir duvar freski olan Son Yargı’sı, Konsey’in kararına ters düşmüştü.

Bu sebeple, Michelangelo’nun öldüğü yıl yani 1564’te, kendisinin eski öğrencisi olan Daniele da Volterra, çıplak figürlerin üzerine peştamal boyaması için tutuldu.

Da Volterra ayrıca Saint Catherine ve Saint Blaise’i tamamen yeniden boyadı.

Michelangelo’nun versiyonunda Blaise, çıplak Catherine’e bakıyordu; da Volterra onları giydirdi ve bunun yerine Blaise’in İsa ile yüzleşmesini sağladı.

Yüzyıllar boyunca onu değiştirmeye veya kaldırmaya yönelik birkaç girişime rağmen, Son Yargı hayatta kalmayı başardı.

Tamamen Michelangelo’nun kendine özgü karakteri ve kişisel sanatsal vizyonuyla tanımlanan, kesinlikle şimdiye kadar yapılmış en alışılmadık ve bireyselci tablolardan biri.

Michelangelo’nun Son Yargı’sı şimdiye kadar yapılmış en alışılmadık eserlerden biriydi. Öyle ki Michelangelo, kendini bile resme dahil etti.

Aziz Bartholomew, Hıristiyan sanatında genellikle derisi yüzülmüş bir gökyüzü ile tasvir edilir (nasıl öldürüldüğüne atıfta bulunularak) ve Michelangelo bu deriye kendi yüzünü verdi.

Kara mizah mı yoksa manevi sıkıntı belirtisi mi o kısmı tartışmaya açık…

Bu tartışmalar zaman aşımına uğradı ve Kıyamet Günü (Son Yargı) bir başyapıt olarak kabul edildi.

Peki gerçekten öyle mi? 

Michelangelo’nın Son Yargı’sı Fra Angelico veya Hans Memling’den daha mı iyi? Yüce bir vizyon mu yoksa kafa karıştırıcı bir karmaşa mı? Güzel mi yoksa uygunsuz mu? 

Ya da belki, bir şekilde, bunların hepsi mi?

Ne dersiniz? Yorumlarda buluşalım.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*